Temmuz 13, 2011

Bir Papel Kolay Yetişmiyor

Bilmiyorum...
Insanın en çok kendi hakkında yazası geliyor böyle zamanlarda. Ama kafanda kurduğun bu dünyada -malesef- kendine de bir rol biçmek zorunda kalabiliyorsun...

Başucunda bulduğun ayran kutusu gibidir hayat. Neden orada, bilmezsin...
Bir kedinin gözlerinde farkettim mananın yokluğunu. Ve de düşünmenin ne kadar acı verici olduğunu gri bir Eskişehir sabahında kaleme almaya başladım. Tam şu an...

Neredeyse bir yıl oluyor ben öleli. Bir senedir savrulan bir beden yürüyedursun; düşünme kabiliyeti sapmış bir zihin titriyor ve geçmişe hapsolmuş bir ruh inliyor sessizce. Mutluluğun üstünü örterek geliyor her gece. Ve sabah olduğunda bir öpücükle uyandırıyor beni hayalin. Gözlerimi araladığımda, tam karşımda duran aynada gülümseyen, uyku mahmuru bir yüz oluyor her sabah. Sonra aniden donuklaşıyor bakışlar ve gölgeler beliriyor yokluğuna bakan gözlerin altında... "Zaten gülmek bana pek yakışmıyor galiba." diyip geçiyorum; daha fazla bakmaya dayanamıyorum aynadaki yabancıya... Yastığa gömüyorum o an nemli yüzümü, yastığın üstünde sadece kalın telli, kıvırcık saçlar var artık...

"Neden?" diyorum her uyandığımda. Neden çıkıp gitmiyorsun ki rüyalarımdan artık? Her gün sensizliğimi yüzüme vurmak zorunda mısın?

Mayıs 11, 2011

Lale Devri

Rengarenk ışıklarla donatılmış loş bir oda.
Etrafta huzurlu ve gülümseyen gözler.
Dün ve yarının hayalleri içinde kaybolan bir dünyada.

Gözlerinin altındaki gölgeler çoğalıyor.
Yaşıyor belki ama önemsemiyor.
Sona geldiğinin o da farkında.

Mayıs 02, 2011

Is this real life?


Yolda yürürken dans ediyorum artık. Dışarıda olan biten hiçbir şeyin beni ilgilendirmediğine kanaat getirdim. Bir piramitin üstünden izliyorum dünyayı, kulaklarım rüzgardan tıkanmış; tek gördüğün altımdan geçen bir nehir. Nokta kadar da olsa birinin varlığını görüyorum nehirde ama gitgide uzaklaşıyor...

Bir kayboluşun çığlıkları eko halinde geliyor uzaklardan. Bir sigara sarıyorum ve unutuyorum. Unutmuş gibi yapıyorum, hiç olmamış gibi... Yarın ne olacağı açıkçası pek umrumda değil ama komiktir; artık bunu bilerek yapmıyorum. Önemsememeyi öğrendim sanırım, hayatı biraz olsun ciddiye alışım da dalga geçiyor benimle.

Kolay olanı seçenlerden olmadım ama; hiçbirini seçmemek varken neden kendimi bir seçeneğin zinciri altına alayım ki... Hem nasıl olsa bir kaç saat sonra o seçenekleri bile hatırlamayacak halde olacağımın bilincindeyim. Kendimi neden yorayım? Hatırlamak için fazla büyük olan şeyler var mesela bir de. Sevdiklerim, yaşadıklarım, planlarım, umutlarım gibi... Bir de ellerim var; gerçekten hatırlanmak için fazla büyükler.

Tavan oynuyor, duvarlar, yazdığım harfler. Işıklar bir garip, sesler daha derin. Yağmurlar daha ıslak, rüzgar daha sert. Ama hiçbirinin benim için bir anlamı yokmuşçasına yaşıyorum. Görmeyen bakışlara sahibim artık. Gözlerim açıkken dahi kendi hayal dünyamdan başka bir şeye odaklanamıyorum. Hatıralar hep gözlerimin önünde ama bulanık. Zihnim bulanık. İçimde bir yaratık var zinciri suskunluğumdan yapılmış. Ah bir konuşabilsem...

Mart 09, 2011

Hatırlamıyorum

Ehem... Yazmayalı bayağı olmuş. Ama aradan geçen zamanın çoğu silinmiş sanki hafızamdan. Dün mesela... Ne oldu ki acaba? Bir kaç parça görüntü beliriyor yorgun zihnimde ama; resmin tamamına bakamıyorum. Bilmiyorum. Eve nasıl geldiğim konusunda hiçbir fikrim yok. Kendi yatağımda uyandığıma çok şaşırdım doğrusu; başucumda bir kova alkol kokusu... En azından kendi kusmuğumda boğulmadığım için şanslı sayıyorum kendimi. Gerçi hiçbir şey yememiştim.

Unutmak istediğim şeyler vardı benim... Neydi ki onlar?

Midemden garip sesler geliyor. Komik aslında bu sesler ama diğer yandan midemin sürekli sızlaması işin esprisini kaçırıyor. Sigaram bitmiş, tütün sarmaya da üşeniyorum ne yapsam... Ah! yerde bir tek Anadolu sigarası buldum. Canım benim.

Dün gece... Dün gece... Çok eğlenceliymişim söylediklerine göre. Ama ben sadece bir kadını üzüşümü hatırlıyorum. Ağlamış gecenin sonunda, ben çoktan sızmışken belki de. Şimdi nerde ki acaba?

Arturo Bandini'yim ben. Beş dilde küfredebiliyorum. İçine kül dökülmüş birayı içtiğim için hangi dili seçsem bilemedim. Çok kaliteli bir kahvaltı gerçekten. Harikulade...

Şubat 15, 2011

Her Şey Bir Anda Bir Şeyler

Merhaba.
Anlamını yitirmeyen ne kaldı?
Beklentilerin boşa çıkmadığı bir hayat var mı acaba?

Günaydın.
Şaşırma dostum. Sahte rüyalardan uyandın.
Ne buldun? Aynı saçmalıklar, aynı sancılar...
İyisi mi yat uyu.

İyi geceler.
Bir tek onlar senin hayal kırıklıklarının üzerini örter.
Üşümezsin korkma.
Hem daha kötü şeyler de var hayatta...

Ocak 07, 2011

Uyuyan Adam


Ancak geceleyin, karanlık iyice bastırınca çıkıyorsun sokağa, tıpkı fareler, kediler ve ucubeler gibi. Sokaklarda avare dolaşıyorsun. Bazen bütün gece yürüyor, bazen bütün gün uyuyorsun. Bazen karanlığın içinde bir maça asının silüeti beliriyor ama nafile...

Sen bir aylak, bir uyurgezersin. Bir istiridyesin. Tanımlar saatlere, günlere göre değişiyor ama; taşıdıkları anlamlar az çok belli: Yaşamanın, harekete geçmenin, bir şey yapmanın pek sana göre olmadığını hissediyorsun; sadece sürüp gitmek istiyorsun. Sadece bekleyişi ve unutuşu istiyorsun.

Dostların bıktı artık, kapını çalmıyorlar. Onlarla karşılaşabileceğin sokaklarda pek yürümüyorsun artık. Sorulardan, rastlantı üzeri karşına çıkan birinin bakışlarından kaçıyor, sana ısmarlamak istediği birayı ya da kahveyi kabul etmiyorsun. Sadece gece ve odan... Üstüne uzandığın bir yatak. Her an yeniden keşfettiğin tavan seni koruyor geceleri.

Senin sakin ve güvenilir kişiliğinin, iyi öğrenci, içten arkadaş öykünün altında eskiden beri hep var olan, hep uzak tutulan bir iplik uzayıp gidiyor. Şimdi ise bu iplik yaşamaya itildiğin hayatın ağlarını örüyor...

Sen bulanık bir gölgeden, sert bir kayıtsızlık çekirdeğinden, gözlerden kaçan nötr bir bakıştan başka bir şey değilsin. Sessiz dudakların, sönük gözlerinle sen; bundan böyle ağırlaştırılmış yaşamın geçici yansımalarını bulabileceksin.

Yalnızsın. Yalnız bir adam gibi yürümeyi, aylak aylak dolaşmayı, sürtmeyi, bakmadan görmeyi, görmeden bakmayı öğreniyorsun. Saydamlığı, hareketsizliği, varolmayışı öğreniyorsun. Bir gölge olmayı ve insanlara sanki hepsi birer taşmış gibi bakmayı öğreniyorsun...

Saatler, günler, haftalar, mevsimler boyunca her şeyden kopuyor, her şeyden soğuyorsun. Bazen bir tür sarhoşlukla özgür olduğunu; seni bunaltan, sana huzursuzluk veren bir şey olmadığını keşfediyorsun. Ve kendine sunduğun bu yıpratıcı heyecanda; başka şeylere yer vermeyen, mükemmele yakın, büyüleyici bir mutluluk buluyorsun.Tam bir huzur içindesin. Çok mutlu bir parantez içinde, hiçbir şey beklemediğin, vaatlerle dolu bir boşlukta yaşıyorsun. Görünmez, duru ve saydamsın. Yoksun artık...

Zamanla duyarsızlığın inanılmayacak bir hal alıyor. Gözlerinde parıltıdan eser kalmamış, silüetin tam anlamıyla çökmüş. Ancak gerekli olan sözcükleri sarfediyorsun konuşman gerektiğinde, bunun dışında durgunsun. Hiç acele etmiyor, hiç şaşırmıyorsun. Uykun yok. Aç değilsin. Saatlerce aynı noktaya bakıyorsun. Kahkahalarla gülmüyorsun hiç.

Bir sigara yakıyorsun...

Artık bitmeyen bir döngünün içinde yaşıyorsun ve olan tek şey; bir kez daha, sonsuza dek, her seferinde biraz daha yitip gitmen. Sen yağmurun yağdığını artık hissetmeyen, gecenin gelişini artık göremeyen kişisin. Ölümün için her şey çoktan hazır. Seni öldürecek top güllesi çok uzun zaman önceden eritilip döküldü. Tabutunun peşinden ağlayacak olan kadınlar çoktan tutuldu. Ama ölü değilsin, ölüm bile seni kurtaramayacak...

Ocak 05, 2011

Delirium



Farklı başlangıçlar peşinde koşar insanlar; kendileri bile ne istediklerinden emin olmadan sürüklenir giderler. Yol hiç bitmez uzar gider, nereden başladığınızı hatırlayamayacaksınız merak etmeyin...

Nerede kalmıştık? Gittiğiniz yerde...

Ben hep buradayım, ben hep aynıyım ama; insanlar değişiyor, başka insanlar geliyor, sonra onlar da gidiyor. İçimden geldiği gibi veda bile edemiyorum, belki de vedaları bu yüzden sevmiyorum...

Hepiniz gideceksiniz ve ben yine buralarda olacağım, biliyorum. Üzülüyorum, kırılmıyorum, anlıyorum... Kendimi tanıyorum, binlerce insan girdi hayatıma; hepsi hiç gitmeyecekmiş gibi davrandı, gitmeyeceğini söyledi, bırakmayacağını söyledi... Hepsi çok şey aldı götürdü benden, bense hüznümü borçluyum onlara. Yalnızlığımı borçluyum.

Karşındaki insana değerli bir şeyler katmak herkesin altından kalkabileceği iş değil. Hep veren taraf olduğumu düşündüm, hatta bilinçli olarak yaptım bunu. Sevdiğim insanlara bir şeyler katmaya çalıştım, onların olabildiği en mükemmel kişi olması için elimden geleni yaptım... Çok da sevildim, değer gördüm ama sonunda su aktı yolunu buldu. Bense gidenin arkasından gülümseyerek bakıp el salladım, içimde seller, fırtınalar...

Peki neden yalnız yürüyorum?
Çünkü; ben tüketilebilecek bir insanım, tüketen bir insan değilim. Sağabildiğiniz kadar sağıp gitmenize izin veririm hep ve bundan rahatsızlık duymam. Kötü niyetli olup da yakınıma girebilmiş nadir kişiler beni kullandıklarını sanabilir karakterim yüzünden, ama sömürüleri kendi insanlıklarından ibaret.

Insanın kandırabileceği tek kişi yine kendisidir ya, ben de özlenen bir insan olduğuma inandırdım kendimi, yürüyorum gündüz gece... Olabildiğim en iyi insan haline gelmek için çabalıyorum, ama yetmiyor. İşte orada bir an kendimi kaybettim...

Ben çok kaybettim. Her seferinde kenarları içtenlikle yakılmış yeni bir sayfa kopardım sevgimden ve kan kitabım oldu tenim... İlk kez gerçekten ağır yaralandığımı hissettim. Dibe vurduğumda kimsenin ellerinin uzanmasını beklemiyordum. Ve yanılmadım. Derin düşünceler düşünmemi bile engellemeye başladı. Sanırım sonunda deliriyorum... Davullar çalıyor. Savaş çığlıkları, sirenler. Işıklar ve sarılan dost eller... Bembeyaz bir kalp yanıyor zihinlerde, en plastik rüyaların gölgesine kayboluşum da direnişimdendir...

Kasım 22, 2010

Coffee & TV (çeviri)

Bir mağazalar zinciri gibi hissediyor musun?
Pratik olarak döşeli
Bir çok sıfırdan biri
Dolanıp duruyorsun, bezgin

Kulakların dolu ama sen boşsun
Kalbini sunuyorsun
Asla, gerçekten nasıl biri olduğunu
Umursamayan insanlara

Ekim 30, 2010

Tuesday's Gone (çeviri)



Tren geçip gider, bir gün...
Lütfen beni de götürsün, uzaklara.
Rüzgarın esişini hissediyorum şimdi, kapımın önünde.
Bu arada; kadınıma veda ettim, evde.

Tanrım! Ve salı rüzgarla bitti.
Bebeğim rüzgarla birlikte gitti.

Ve bilmiyorum; nereye gidiyorum,
Sadece yalnız bırakılmak istiyorum.
Yol bittiğinde, tekrar deneyeceğim, peki.
Kadınımı evde bırakacağım, Tanrım ve...

Ekim 28, 2010

Famous Blue Raincoat (çeviri)



Sabahın dördü, Aralık'ın sonu.
Sadece iyi olup olmadığını öğrenmek için yazıyorum sana.
New York soğuk ama; yaşadığım yeri seviyorum.
Clinton caddesinde müzik var, tüm akşam boyunca.

Duydum ki kendine küçük bir ev yapıyormuşsun, çölün ortasında.
Bir hiç için yaşıyorsun artık, umarım bir çeşit kayıt tutuyorsundur.

Evet. Ve Jane geldi, bir tutam saçınla.
Bunu, ona senin verdiğini söyledi.
O gece, sen itiraf etmeyi planladığında...
Hiç itiraf ettin mi?